Kırık Camın Bedeli...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Kırık Camın Bedeli...

Mesaj tarafından cyléle Bir Salı Haz. 24, 2008 10:51 pm

Evet…
Bütün camlarını kıran
Benim yaramazlığından medet uman
Haylaz, uslanmaz çocuk ellerimdi…
Boşluğun çığlığıydı
Uçurumların yankısı
Denizlerimi kundaklayanım
Ve benim doyulmamış uyku hasretinde
Çocuk ellerim

Sabah ben pencerene
Geceden göğsümde kalan
Yıldızları asacaktım
Sen cama çıkıp gülümseyecektin…
Senin cama çıkıp gülümseyişin
Mükafatı olacaktı yaramazlığımın…
Kanatlanan yüreğimle sonra
Sekerek inecektim sokaktan aşağıya…
Gözümde çağıldayan
Yeşil mavi ırmaklar
Cebimde dokundukça büyüyen
Sihirli bir dünya…

Oysa şimdi sokağın karşı köşesinde, barışamadığı şu yaramazlığına kızgın, biraz da ellerine, hani o dünyayı başına yıkan ellerine… her şeyini alabora olmuş bir teknede yitirmişçesine duvar dibine çökmüş, nedametten yanan yüzü avuçlarının arasında nadim bir çocuk… Genzi tıkayan kıvamda duman rengi bir hava, kor rengi sıcaklık ve buz rengi terlerle bir nadim… bir çocuk… Doğunun ve batının bir şey ifade etmediği bir durumdaydı şimdi o. Yön kavramını yitirmişti. Gidebileceği hiçbir taraf yoktu. Önünde kocaman bir boşluk, ardında yine öyle… İçi boşalmıştı sanki, bütün duygulardan soyutlanmıştı. Ne yüreğini ne aklını hissedebiliyordu. Bir boyut değişikliği olmalıydı bu. Camın kırılma sesiyle birlikte oluşan zaman diliminden başka bir boyuta akıvermişti.. O boyutta kocaman adımlarla atlanarak geçilen yerlerdeki izler eksik adımları tamamlamak için geç kalmışlığın telaşında idiler. Her biri koca bir yıl gibi aylara, günlere, hatta saatlere bölünerek önce ben der gibi üşüşmüşlerdi birden…

Yıllar, kopan bir film şeridi gibi nasıl da geriye doğru hızla sarmıştı öyle. Bilmem kaç yüz adımda anca tepesine ulaşabileceği bir dağa tırmanıyordu, ayağında çamurlu lastik ayakkabılar, bacağında dizleri yamalı pantolonla bir çocuk. Çabuk ol, hızlı yürü, geç kaldın diye paylanmıştı köyü çıkmadan önce. Akşam da buna benzer şeyler duyacaktı biliyordu; erken geldin, ya da geç kaldın, aç bırakmışsın onları, sulamadın mı yoksa, şeklinde yüreğini burkan sözlerle karşılaşacaktı. Huzursuzdu… Etrafına, içinde adını koyamadığı ama hissettiği eksikliğin kaynaklık ettiği bu huzursuzluğu haykırıyordu her fırsatta… Oysa on iki yaşında bir çocuğun yüreğinin sesine ses verebilecek kimseler yoktu, yoktu bir çocuk yüreğini umursayacak olan…

Dağlar koparıldı yerinden, bulutlar söküldü, ırmakların içi boşaltılıp gözden uzak bir yere sürüldü ve perde kapandı… hayatta tekbir gerçek var galiba; geçmiş ile geleceğin kesiştiği nokta…


Açlığım, susuzluğum, uykusuzluğum, yorgunluğum ve yankısızlığım ve sen, ey benim hiçbirşeysizliğim ve ey sırılsıklamlığım, toprak olacak renkler adına, yıllar öncesinde terkedilmiş bir liman gibi bırakacak mısın beni burada? Ey benim bahar cıvıltım, gecelerimin gökyüzündeki şenliği… şimdi çıldırtan sessizliğim, korkutan karanlığım mı olacaksın? Yalnızlığımın can suyu olmaya gönüllü olmaktan vaz mı geçiyorsun? Biliyorsun ki şu göğün altında sığınabileceğim yer yok senin yüreğinden başka...

Beynime gözlerinle kazıdığın
Son bakıştı sanki bu
Parmağını tehditkar uzatmadan
Ve yüreğimin iflasını
“Özlemeyeceğim işte seni” diyerek
İmzalamadan önceki…
Göğsümde parmağının iziyle şimdi
Otogarlarında bu şehrin
Bütün istasyonlarında ve
Bütün iskelelerinde her dakika
Elvedasız gitmeye hazırlanan benim
Ne çıkar ki güzelim özlemesen,
Ne çıkar ki umursamasan
Umursayanımız olduğu için mi
Nefes alıp verdik bu güne dek
Sen de özlemesen ne çıkar ki?
Diyemeden… diyemeden
Çünkü umurumdadır özleyişin.

Bunu söyleyemezdim, çünkü özlemeyeceğim derken bile öylesine güzel bakıyordun ki, bir yanın özlemeyeceğim derken diğer yanın yalan diye öylesine haykırıyordu ki! ve o kırık pencerede gül renginde, öylesine hoş bir alevdin ki! ...

Ben sende yandım, yanmayı sevdim, sende titredim, üşümeyi sevdim, hırçın dalgalarıyla Karadeniz olacaksan şimdi, boğulmayı da severim…Hiç hesap yapmadım… hiçbir şarta bağlamadım. Şartsız ve hesapsız sevdim Ama itiraf edeyim ki güzelim, ben de seni hiç ama hiç özlemeyeceğim biliyor musun? Çünkü özlem kendisini hissettirmeye, kancalarını yüreğime geçirmeye fırsat bulamayacak ve…
Çünkü sen de bilirsin ki, ben kandan daha kırmızı severim ve kefenden daha beyaz…
Çünkü ben aşka
Çünkü ben ölüme
Çünkü ben aşka ve ölüme yetecek kadar severim.
avatar
cyléle
demir baş üye
demir baş üye

Mesaj Sayısı : 1002
Yaş : 27
Nerden : gebze...
Forum Puanı : 6
Yıldız puanı : 3511
Kayıt tarihi : 09/06/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kırık Camın Bedeli...

Mesaj tarafından pretty_albena Bir Cuma Haz. 27, 2008 1:59 pm

emeğin için çok tşkrler
avatar
pretty_albena
moderatör
moderatör

Mesaj Sayısı : 873
Yaş : 30
Nerden : bursa
Forum Puanı : 22
Yıldız puanı : 3542
Kayıt tarihi : 09/06/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kırık Camın Bedeli...

Mesaj tarafından cyléle Bir C.tesi Haz. 28, 2008 11:34 pm

ben teskkr ederim =)
avatar
cyléle
demir baş üye
demir baş üye

Mesaj Sayısı : 1002
Yaş : 27
Nerden : gebze...
Forum Puanı : 6
Yıldız puanı : 3511
Kayıt tarihi : 09/06/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz